Mülkiye 78


BİZ DE SANA TEŞEKKÜR EDERİZ SEVGİLİ FÜSUN


 
From:  füsun çiçekoğlu <fusuncicekoglu1974@yahoo.co.uk>
Date:  Tue Jun 1, 2004  11:06 am
Subject:  Re: [mulkiye78] Ali_Fuat_Okan'ın_anısına
 
Sevgili Aydın,
Hazırladığın sayfaya ilişkin duygularımı sizlerle ekteki dosyada yazdıklarımla paylaşmak istedim.
Teşekkürler sana,
Füsun Çiçekoğlu

 

"Tom'un kedisi 

kalp krizi geçirdi

iki ay kadar önce.

 

Daha doğrusu,

veteriner öyle dedi.

Ağaçtan düşmüştür bence.

 

Sağ ön bacağı felç,

aklı hep başka yerde gibi.

Zaten yaşlı bir kediydi.

 

Yürüyebilsin diye,

o bacağı kesmek gerekti.

Ağır ağır geziniyor şimdi.

 

Yine çok zaman dalgın sanki,

hareketleri yavaş, kendince,

bazen de ama belli ki keyifli.

 

Dün gördüm bahçede,

bir kuşa doğru seğirtti,

Yalpaladı biraz doğruldu.

 

O bacağın yokluğu

hiç aklında değildi belli ki.

Birden aklıma geliverdi:

 

Kediler de insanlar gibi

çabuk alışıyor demek eksikliğe,

eskiden varken artık olmayan şeylere.

Gençlik. Ölen dost. Eski sevgili.

Kediler de bizim gibi

yaşayabiliyor demek eksile eksile."

Sevgili Aydın,

Roni Margulies'in bir şiiri bu. Roni de bizim kuşaktan, benzer duyarlıkları paylaşmamız boşuna değil. Bana bir kez daha yaşarken nasıl da eksildiğimizi, hatta eksilmeyi başarabilmeyi yaşamak sandığımızı yeniden hatırlattın.

Ali Fuat'ın ince gülüşü gençliğimizi içinde donduruveren ölüm sarmalının en dibine çekiverdi beni tekrardan. Ali Fuat ve Darüşşafaka ekibiyle beraber, "Aşama" dergisinde redaksiyon ve İngilizce çeviri yaptığım günlere geri döndüm. Aradan geçen yılların ardından, zamanın bizleri başka kişiler yapma becerisine meydan okurmuş gibi gülümseyen Ali Fuat, şimdi 1980'lerde işkencede öldürülen ODTÜ'lü bir arkadaşımızın, Behçet'in oğlunda yaşıyor. Onun da adı Ali Fuat. Babası öldüğünde çok küçüktü, babasının neden artık eve gelmediğini anlamayacak kadar küçük. Gerçi ne Ali  Fuat'ın, ne Behçet'in ne de onlarca arkadaşımızın neden geri dönmediklerini anlayamamak çocukluksa, birçoğumuz hiç büyümedik aslında. Yaşamdan herkesin insanca pay almasını savunmanın bedeli çoğunlukla geri dönmemek oldu. Ya gittiği yerden ya da kalakaldığı zamanlardan geri dönmemek... Gidenlerden bize kalan,  "Evet, ben gittim, peki siz kaldınız mı? Aslında giderken yanımda sizlerden ne çok şey götürdüm: gençliği, avare gülüşleri, şakalaşmaları, Siyasal'ın bahçesinde yaşadığımız akasya kokulu Ankara baharlarını.. Gerçi ben Siyasal'ın bahçesinde bir bahar geçirdim sadece, baharın çoğulu size düştü. Bana düşen tek baharlık süreye sığdırdığımızın, aslında birçoğunuz için, sonradan tüm hayata bedel olacağını bilemezdik o zamanlar elbette. Gidenlerin ardından değil, bazen kalanların ardından ağlamak gerekir ömürde" dermişcesine bakan Ali Fuat'ın, senin incelikle sakladığın fotoğrafı. Bir de kalmanın ağırlığı tabii.

Öğrencilik yıllarımızı anımsarken birçok arkadaşımızın burukluk yaşadığını, o yıllardan aklımızda kalanın hoş anılar olması gerekirken ölümler, boykotlar, mitingler olmasının nedenini birçoğumuzun hâlâ araştırdığını ve “yaşanmadan” geçen fakülte yıllarımız için yazıklandığını biliyorum. Yaşanmış sayılması için fakülte öğrenciliğinin mutlaka damakta hoş bir avarelik rayihası bırakarak mı uğurlanması gerektiğini çok düşündüm. Özellikle de, Mülkiyeliler Birliği Başkanlığı yaptığım dört yıl boyunca katıldığım öğrenci etkinliklerinde, 4 Aralık kutlamalarında. Bizim kuşak, sadece kendi yaşamının sorumluluğunu üstlenmekle yetinemeyeceği bir dönemde yaşadı. Bu yetinemeyiş çoğunlukla bizim seçimimiz de değildi. Siyasal’a girdiğimiz 1974’den mezun olmamız gereken 1978’e kadar geçen süreç içinde yaşadıklarımızı, ülke genelinde yaşananları düşünün bir. Tarafsız kalmak olanaksızdı. Hayatta tarafsızlık diye bir şeyin olduğuna inanmayanlardandık. Hayat bizi haklı çıkardı. Taraf olduğumuz insanca bir yaşamdı, sadece kendimiz için değil, herkes için istedik bunu. 4 Aralık 2003’de Fakülte’de yapılan törendeki konuşmamda dediğim gibi:

“HAYAL ETTİĞİMİZ TÜRKİYE ŞİMDİLİK BİR KARABASANI ANDIRSA DA,  ÜLKEMİ HÂLÂ JOHN LENNON'UN UNUTULMAZ IMAGINE'I İLE YAN YANA DÜŞÜNMEYİ, DÜŞLEMEYİ YEĞLİYORUM. "IMAGINE"IN ETKİSİNİ KALICI KILAN ÖZELLİK, NAİF BİR ÜTOPYAYI DİLE GETİRİYOR OLUŞUYDU. BU NAİF ÜTOPYA TEMİZ BİR ÖZGÜRLÜK UMUDUYDU. GENÇLİĞİMİZİ USULCA TESLİM ALAN "IMAGİNE", ÜLKELERİN ARASINDAKİ SINIRLARIN KALDIRILDIĞI, BAĞNAZ MİLLİYETÇİLİK, DİNSEL TABULAR, YOKSULLUKTAN ÖLEN İNSANLARIN OLMADIĞI BİR DÜNYANIN ÖZLEMİNİ DİLE GETİRİYORDU.

KENDİ KUŞAĞIM ADINA KONUŞAYIM; BU RÜYAYI BİZİM GÖRDÜĞÜMÜZ GİBİ  BAŞKALARI DA GÖRSÜN İSTEDİĞİMİZDE, BİR RÜYANIN NE KADAR CESARET GEREKTİREBİLECEĞİNİ BİLEMEMİŞTİK. ŞİMDİ BİLİYORUZ VE GENE HAYAL KURMAYA DEVAM EDİYORUZ. ÇÜNKÜ, GENÇLİK DÜŞÜMÜZE SAHİP ÇIKMAYI HALA İSTEYECEK KADAR ÇOCUK KALMAYI SEÇTİKSE DE, HAYALLERİNİ YİTİREN BİR TOPLUMUN GELECEĞİNDE ANCAK KARABASANLAR OLABİLECEĞİNİ ÖĞRENECEK KADAR DA YAŞLANDIK BU GÜZEL ÜLKEDE. “

Sana tekrardan teşekkürler Aydın. Unutmadığımızı bize hatırlattığın için.

Sevgiler.

Füsun Çiçekoğlu


Ana Sayfa
 


This page was designed  & prepared by  Aydin Cetinbostanoglu  on 26.April.2004